27 Kasım ile 8 Aralık 2024 arasındaki olaylar, çoğu Suriyelinin beklemediği sonuçlarıyla şaşırtıcı gelişmelere sahne olmuştur. Bu dönüm noktası, 8 Mart 1963 gecesi gerçekleşen askeri darbeyle başlayan daha sonra Kasım 1970’te Hafız Esad’ın iktidarı ele geçirmesi ve ardından Temmuz 2000’de oğlu Beşar Esad’a devretmesiyle devam eden baskıcı yönetimi sona erdirmiştir.
Esad rejimi nihayet düştü ve böylece Suriyelilerin Mart 2011’den bu yana devam eden özgürlük mücadelesi, zaferle sonuçlanmıştır. Suriyeliler, baskıcı yönetimin her türlü söylem veya iddia altında- ister milliyetçi ister dini ister devrimci olsun- geri dönmemek üzere sona erdiği inancını taşımaktadırlar. Bu baskıcı rejimin çöküşü, uzun yıllar kapalı kalan Suriye’nin geleceği yönündeki kapıları yeniden aralamıştır.
Esad rejiminin hızlı çöküşü, güçlerinin savaşta ne kadar zayıf ve yetersiz olduğunu gözler önüne sermiştir. Ayrıca, muhalif güçlerinin 12 gün içerisinde Suriye’nin Kuzeybatısından Halep’e, ardından Hama, Humus ve nihayet Şam’a doğru ilerlemesi, Esad rejiminin Rusya ile İran’ın desteğine bağımlı kaldığını ve bu desteğin birçok sebepten dolayı kesildiği anda büyük bir can kaybı yaşanmadan hızla çöküşe gittiğini ortaya koymuştur. Böylece Suriye halkı, Libya ve Irak’ta olduğu gibi dış ülkelerin müdahalesi olmadan kendi özgürlüğüne kavuşmuştur.
Kısa süre içerisinde meydana gelen bu değişim, Suriye’yi tamamen yeni bir döneme taşımıştır. İlerideki gelişmelerle birçok ihtimali göz önünde bulunduran bu dönem, Suriyelilerin birlik ve beraberlik içerisinde yoğun bir iş birliğiyle aşmaları gereken çeşitli zorluklar taşımaktadır.
Böyle bir tarihi zamanda değerlendirmeler yapmak ve yargılar oluşturmak çok erken olacaktır. Ayrıca karamsarlık yaymaktan kaçınmak akıllıca olsa da Suriyelilerin kendi geleceklerini şekillendirebilmeleri için olasılıkları ve riskleri ele almak önem arz etmektedir. Zira bu mesele, halkın çıkarını ve bir ülkenin geleceğini ilgilendiren bir meseledir. Dolayısıyla Suriye’nin şu anda ihtiyaç duyduğu hususlara ve yönetimi eline alan grubun gereksinimlerine dair görüş ve vizyon sunmak doğru olacaktır. Zira bu, uzun yıllar boyunca baskı rejiminin vahşetini yaşamış bir halkın ve zayıf kurumsal yapıya sahip bir devletin geleceğiyle ilgilidir. Ayrıca, Her ne kadar haklı bir şekilde kutlama havası hâkim olsa da belirsizlik ortamı hâlâ devam etmektedir.
Yeni Yönetimin İlk Adımları:
İlk olumlu işaretlerden biri, Suriye’nin başlıca şehirleri olan Halep, Hama, Humus, Şam ve Lazkiye’yi kontrol altına alan “Saldırganlığın Caydırılması” operasyonuna bağlı güçlerin sorumlu ve sakin tavrıdır. Bazı ihlaller olmasına rağmen bu güçler, intikam ve misilleme duygusundan uzak durarak istikrarı sağlama, güvenliği tesis etme ve kargaşayı önleme konusunda ciddi çaba sarf etmiş ve Suriye halkına güven vererek desteğini kazanmıştır.
Yeni yönetim, devlet kurumlarını, kamu ve özel mülkiyeti koruma, kamu hizmetlerini sağlama, devlet kurumlarını ve piyasaları normal işleyişine döndürme konusunda adımlar atmıştır. Ayrıca, on binlerce tutuklunun serbest bırakılmasıyla cezaevlerinin temizlenmesi önemli bir adım olarak görülmüştür.
Şehirlerdeki güvenliğin polis tarafından sağlanmasını ve silahlı grupların şehirlerden çıkarılmasını içeren düzenlemeler duyurulmuş ve yolsuzlukla mücadeleye önem verilmesi ve elektrik sorununun bir ay içinde çözülmesi yönünde verilen sözler kamuoyunda olumlu karşılanmıştır. Ayrıca, Ahmed Eş-Şara’nın “Heyet Tahrir el-Şam”ın feshedilebileceğini belirten açıklamaları dikkat çekmiştir.
Buna karşılık, “Özgürlük Şafağı” operasyonuna bağlı “Ulusal Ordu” gruplarının bazı üyelerinin kamu ve özel mülkiyete yönelik ihlalleri ile çıkar peşinde koşmaları ciddi eleştiriler almış ve mevcut durumu istismar eden girişimlere karşı tepkiler oluşmuştur.
Ahmed Eş-Şara (eski adıyla Ebu Muhammed el-Culani) liderliğindeki yeni fiili yönetim, henüz gerçek yönelimini ortaya koyacak yeterli adımları atmamış olsa da Eş-Şara yaptığı açıklamalar ve konuşmalar güven verici olarak değerlendiriliyor. Ancak, “Heyet Tahrir el-Şam”ın öne çıkmasından duyulan endişe devam etmektedir.
Ahmed Şar’a, geçmişte “Ebu Muhammed el-Culani” olarak tanınırken liderliğini yaptığı örgüt “Cebhet el-Nusra” adıyla biliniyor ve bir dönem El Kaide’ye bi’at etmiştir. Bu örgüt, daha sonra “Irak İslam Devleti” örgütünden ayrılmış ve Suriye’de etkinliğini artırmıştı. “Saldırganlığın Caydırılması” operasyonunu oluşturan askeri güçlerin çoğunluğu, selefi-cihatçı gruplardan oluşmaktadır. Ayrıca İdlib’de kurulan yönetim, İslam Emirliği modeline yakın bir yapı olup halkla iletişimde olan tüm kadrolar bu ideoloji mensubu olarak biliniyor.
Ahmed Şar’a, rejimin düştüğü 8 Aralık 2024 Pazar günü ilk konuşmasını Emevi Camii’nden yapmıştır. Bu tercih, Suriyelilerin bir araya gelebileceği ortak bir meydan yerine dini bir mekânın seçilmesi olarak yorumlanmıştır. ayrıca konuşmasında “bu zaferi” Suriye halkına veya devrim şehitlerinin annelerine değil, İslam ümmetine ithaf etmiştir. Bu tutum, bazıları tarafından “Ahmed Şar’a, Ebu Muhammed el-Culani kimliğinden sıyrılabilir mi?” sorusunu gündeme getirmiştir.
Diğer yandan olumlu bir işaret olarak Ahmed Şar’a, 13 Aralık Cuma günü “Yüce Suriye Halkı”na rejimin düşüşünü kutlama çağrısında bulunmuştur. Bu çağrı, kapsayıcı bir yaklaşım olarak değerlendirilirmiş ve bazı kesimlerde umutları artırmıştır.
Güvence çabaları olumlu ve memnuniyetle karşılansa da hukukun ve anayasanın sağladığı haklar, siyasi bir aktörden halka yönelik sunulan güvencelerden daha esastır. Vatandaşların, sadece yönetilen konumunda değil, hak sahibi bireyler olarak haklarının yetkili otoriteler tarafından saygıyla korunması esastır.
Ahmed Şar’a, İdlib’deki Kurtuluş Hükümeti’nin yetkilerini genişleterek yeni bir Suriye hükümeti ilan etmiştir. Ancak bu hükümet, tek bir ideolojik tandansı temsil eden bir yapıya sahip olup diğer sesleri dışlamış görünüyor. Bu durum, “İdlib modeli ile Suriye’yi yönetme modeli mi olacak?” sorusunu gündeme getirmiştir.
Şar’a’nın kararları şu ana kadar tek taraflı olarak algılanmaktadır. Bu, yeni yönetimin güvenliğini hızla sağlaması, otorite boşluğunu doldurması ve istikrarı sağlamak amacıyla uygulamaların gecikmeden hayata geçirilmesi zorunluluğuyla açıklanabilir. Ayrıca, halkın güvenini kazanmak için temel yaşam ihtiyaçlarının karşılanması ve kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi de öncelikler arasında yer almaktadır.
Ancak, Kurtuluş Hükümeti’nin rolü hâlâ belirsizdir. Bu hükümet geçici olarak mı faaliyet gösteriyor, yoksa seçimler tamamlanana kadar kalıcı bir geçiş hükümeti olarak mı görev yapacak?
Öte yandan, Ahmed Şar’a, 11 Aralık’ta yaptığı açıklamada, Suriye halkının farklı uzmanlıklarını barındıracak bir teknokratlar hükümeti kuracağını duyurmuştur. Bu, tek bir siyasi çizgiye dayalı bir hükümetten daha iyi bir seçenek olarak görülse de halkın temsilini tamamen karşılamayacağı açıktır.
Şar’a, henüz bir program açıklamamış ve Suriye halkının farklı kesimlerini temsil edecek herhangi bir geçiş konseyi ya da temsil organının oluşturulmasından söz etmemiştir. Bu belirsizlik, yeni yönetimin gelecekteki yönelimlerine dair soru işaretlerini artırmaktadır.
Suriye halkının belirlediği bazı temel ilkeler, Esad rejiminin sona ermesinin ardından yeni bir liderliğin davranışlarını yönlendirecek pusula niteliğindedir. Suriyelilerin sokaklarda yankılanan “Özgürlük… Özgürlük… Özgürlük” sloganı, örgütlenme ve ifade özgürlüğünü, demokratik bir siyasi sistemin kurulmasını simgelemektedir.
Aynı şekilde, “Tek… Tek… Tek… Suriye halkı tek” sloganı, tüm Suriyelilerin eşit vatandaşlık hakkına sahip olduğunu vurgulamaktadır. Bu, doğuştan gelen sabit azınlık-çoğunluk kavramlarını reddederek azınlık ve çoğunluğun siyasi bir kavram olduğunu, dini ya da mezhepsel bir boyut taşımaması gerektiğini ifade etmektedir.
Bu ilke, etnik, bölgesel, dini veya mezhepsel aidiyetlerinden dolayı hiçbir vatandaşın siyasal katılımdan dışlanmamasını gerektiriyor. Suriye halkı, yaptığı büyük fedakârlıkların ardından, ifade ve örgütlenme özgürlüklerine dayalı bir yönetim sisteminde kendi kaderini tayin etmeyi hak ediyor. Devrimci güçler ise halkı bu hedefe ulaştırmak için çalışmakla yükümlüdür.
8 Aralık zaferi, Baas-Esad rejiminin baskısına karşı mücadele eden direnişçilerin uzun yıllardır verdiği mücadelenin sonucudur. Bu mücadele, 1963’ten bu yana büyük bedeller ödeyenlerin emeğiyle şekillenmiştir. Her ne kadar Esad rejimini hazırlık, örgütlenme ve son darbeyi vurma konusunda en büyük rolü üstlenen “Saldırganlığın Caydırılması” ve “Özgürlük Şafağı” operasyonların çabası belirleyici olmuş olsa da bu tarihi sonuca milyonlarca Suriyelinin katkısı da göz ardı edilemez.
2011’de devrimin başlamasıyla birlikte milyonlarca Suriyeli, rejimi devirmek talebiyle sokaklara çıkarak kurşunlara göğüs germiştir. Rejimin halkına karşı şiddeti artırması üzerine birçok kişi silaha sarılmak zorunda kalmıştır. Bu mücadelede yarım milyondan fazla kişi hayatını kaybederken yaklaşık iki milyon kişi yaralı ve yüz binlerce kişi ise tutuklanmış veya zorla kaybedilmiştir. Ayrıca, yaklaşık 13 milyon kişi ülke içinde göç etmiş veya yurt dışına iltica etme gibi zorlu süreçlerle karşı karşıya kalmıştır.
Suriye halkının her kesimi, yeni yönetimin kendilerine adil bir temsil ve yönetime katılım hakkı tanımasını umut ediyor. Bu, on yıllarca süren fedakârlıklarının ve özverilerinin hak ettiği bir karşılık olarak görülmektedir.
Büyük Zorluklar:
Suriye, bugün ve gelecekte, toplumsal ve maddi yeniden imar sürecinde üstesinden gelinmesi gereken büyük zorluklarla karşı karşıyadır. Bu zorlukların üstesinden ancak tüm kesimlerin katılımıyla gelinebilir.
İlk ve en önemli zorluk, Suriye toprak bütünlüğünü yeniden sağlamaktır. Güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etmek, devlet otoritesinin dışında silahlı grupların varlığını yasaklamak ve meşru silah kullanımını sadece devletin tekelinde tutmak da bu sürecin temel gerekliliklerindendir.
Bunların yanı sıra, Suriye’nin doğu ve kuzeydoğusunda bulunan ABD güçlerinin çekilmesi konusunda uzlaşmaya varılması da büyük bir diplomatik mücadele gerektiriyor. Savaşın yıkıcı etkilerini onaracak yeniden imar süreci ise Esad rejiminin savaş öncesinde yaklaşık kırk yıl boyunca ülkeye yüklediği ağır yüklerle birleşerek daha da karmaşık bir tablo sunuyor.
Savaşın toplumsal yapıda derin yaralar açtığı Suriye’de, toplumun yeniden yapılanma süreci de benzer ölçüde önemlidir. Bu süreç, geçiş dönemi adaletinin uygulanmasını, büyük suçluların yargılanmasını ve daha geniş çaplı bir toplumsal barış için suç işlemeyenlere karşı hoşgörünün teşvik edilmesini gerektiriyor.
Bütün bu hedeflere ulaşmak, halkın birlikte çalışmasını ve ulusal çıkarlar doğrultusunda ortak bir gelecek inşa etmesini zorunlu kılmaktadır.
Geçiş dönemi otoriteleri, Irak’ta olduğu gibi ordunun tamamen dağıtılmasını değil, Ulusal Ordunun yeniden yapılandırılmasını sağlamak zorundadır. Bu süreç, rejim ordusu mensuplarını, “saldırganlığın Caydırılması” ve “Özgürlük Şafağı” operasyonlarına dahil olan muhalif grupları, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarını ve diğer silahlı unsurları kapsıyor. Bu geniş savaşçı kitlesi, istihdam ve geçim kaynağı sağlanmadıkça silahlarını bırakmaya yanaşmayacaktır.
Devlet kurumlarının yeniden inşası ve işleyişinin sürdürülmesi de başka bir büyük zorluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Suriye toplumunun günlük yaşamını normale döndürmek için su, gıda, ilaç ve elektrik gibi temel hizmetlerin sağlanması kritik öneme sahiptir. Aynı şekilde, okulların ve üniversitelerin hızla eğitim-öğretime dönmesi, ulaşım ve iletişim altyapısının işler hâle getirilmesi de hayati konular arasında yer almaktadır.
Geçiş dönemi otoriteleri bu zorluklarla mücadelede sıfırdan başlamak zorunda değil; hâlihazırda mevcut olan bazı devlet kurumları, deneyimli Suriyeli uzmanlar ve nitelikli insan gücü, ulusal çabalar çerçevesinde seferber edilebilir. Bu potansiyel, halkın özgürlük ortamında ulusal hizmete katılmaya ikna edilmesiyle daha verimli şekilde değerlendirilebilir.
Yeniden imar finansmanı 100 milyar dolardan fazla olarak tahmin ediliyor ve Suriye devlet hazinesinde, Esad ve rejimi tarafından harcanmış olması nedeniyle neredeyse hiçbir kaynak bulunmuyor. Ayrıca yeniden imar sürecinin on yıldan fazla süreceği öngörülüyor ve bu maliyetin karşılanması, Suriyelilerin güvenini kazanmaya, Suriyeli iş insanlarını ve dost ülkeleri katkıda bulunmaya teşvik etmeye bağlıdır.
Körfez ülkelerinin desteğini almak, yeni bölgesel ilişkiler kurmak, uluslararası toplumun tanınmasını sağlamak ve yaptırımları kaldırarak yardımları garanti etmek de büyük önem taşımaktadır.
Bu zorluklarla başa çıkma yeteneği, geniş çaplı Suriyeli katılımını ve Arap ülkeleri, bölgesel güçler ve uluslararası toplumla iyi ilişkiler kurulmasını gerektiriyor. Bu süreç, kapsamlı bir programa sahip meşru bir otoriteyi zorunlu kılmaktadır.
Bu büyük zorluklarla mücadele eden Suriye, yeniden imar için tüm Suriyelilerin katılımına ihtiyaç duymaktadır. Bu katılım, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, inanç özgürlüğü, eşit vatandaşlık değerleri ve insan hakları gibi kamu özgürlüklerinin hüküm sürdüğü bir ortamı gerektiriyor. Ayrıca, modern demokratik seçimler yoluyla barışçıl iktidar değişimine dayalı çoğulcu bir sistemin varlığı da temel şartlardan biridir. Seçimlerin hızlı bir şekilde değil zamanında yapılması ve yeni yönetimin açık bir program sunması gerekmektedir.
Meşru ve Programı olan Bir Otoriteye Duyulan İhtiyaç:
Şeffaflık ve meşruiyet, yeni yönetimin güven kazanmasında temel unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Buna karşın, belirsizlik ortamı şüphe ve güvensizlik yaratır. Yeni yönetim, karar alma mekanizmalarını, kararların hangi kurum veya organlar tarafından alındığını henüz açıklamamıştır.
Yeni yönetim, uluslararası meşruiyet kazandıracak yasal bir BM temeline sahiptir ve buna dayanarak meşruiyet elde edebilmektedir. Bu temel, rejimin kabul etmeyi reddettiği 2254 sayılı karardır. Yeni yönetim, Suriye’de kontrolü ele aldıktan sonra bu karara bağlılığını ilan edebilir.
Karar, Suriye’nin birliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü ve mezhepçi olmayan bir yapıyı öngörmektedir. Ayrıca, Suriye liderliğinde ve Suriyelilerin kontrolünde bir siyasi geçiş süreci başlatılmasını, tam yetkili bir geçiş yönetimi kurulmasını ve kapsayıcı ve güvenilir bir yönetim oluşturulmasını şart koşmaktadır.
Karar, yeni bir anayasanın hazırlanmasını ve BM gözetiminde şeffaf seçimler yapılmasını öngörmektedir. Bu seçimlerin, yeni anayasa doğrultusunda 18 ay içinde düzenlenmesi ve tüm Suriyelilerin, ülke içindeki ve dışındaki vatandaşlar da dahil olmak üzere, seçimlere katılım hakkına sahip olması gerektiği belirtilmektedir.
Ayrıca, karar, mültecilerin ve iç göç mağdurlarının güvenli ve gönüllü olarak evlerine dönmesi için uygun koşulların oluşturulmasını ve uluslararası yardım sağlanmasını teşvik etmektedir.
Suriye makamlarının kararı tamamen uygulaması zorunlu değildir. Zira eski rejim artık taraf değildir ve uluslararası arabuluculara gerek yoktur. Ancak geçiş dönemi yönetimi, kararın ruhuna uygun hareket edebilir, özellikle mezhepçi olmayan bir geçiş yönetimi kurulması, yeni bir anayasanın hazırlanması ve Suriyelilerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alacak bir devlet yapısının oluşturulması konusunda adımlar atabilir.
Buna dayanarak, Suriye’deki yeni yönetim, Suriyelileri, Arapları, bölgesel ülkelerin ve uluslararası toplumun güvenini kazandıracak bir program ilan edebilir. Ancak bu program henüz açıklanmamıştır. Program, geniş bir Suriyeli kesimi temsil edecek üyelerin uzlaşıyla belirlendiği bir Ulusal Konferans düzenlenmesini içermelidir. Bu konferanstan bir Ulusal Meclis doğar ve bu meclis, Suriye’nin birliği, bağımsızlığı, kültürel, etnik ve dini çeşitliliğine bağlılığı, devletin sivil ve demokratik yapısını, iktidarın barışçıl şekilde el değiştirmesini, hukukun üstünlüğünü, eşitliği ve uluslararası insan hakları ilkelerine uygun hareket etmeyi garanti altına alan geçici bir anayasal bildiri yayımlar.
Bu çerçevede, muhalif grupların entegrasyonunu ve dağıtılmasını sağlayacak, Suriye ordusundan, ellerini Suriyelilerin kanına bulamayan subayları da kapsayacak bir Askeri Konsey oluşturulabilir. Ayrıca, iç ve dış siyasi güçlerle istişare edilerek geçici bir geçiş hükümeti kurulmalı ve bu hükümet, yeni anayasa açıklanana kadar yürütme yetkisini devralmalıdır.
Ulusal Meclis, yeni anayasayı hazırlamak ve kamuoyunun onayına sunmakla görevlidir. Bu süreçte devrim meşruiyeti ile uluslararası meşruiyet birleştirilir. Meclis, seçim yasası ve siyasi partiler ile sendika ve dernekler için yeni yasal çerçeveler oluşturur, seçimler için uygun bir ortam hazırlar ve uluslararası gözlemcileri davet ederek şeffaflık sağlar.
Program, mevcut ulusal kurumların korunmasını, sivil ve siyasi hakların gözetilmesini güvence altına alacak bağımsız denetim mekanizmaları kurulmasını da içermelidir. Ayrıca, Yeniden imar Konseyi oluşturulmalıdır. Geçiş dönemi adaleti için özel bir komite kurulmalı, Yüksek Yargı Konseyi ve tarafsız yargıçlardan oluşan mahkemeler oluşturulmalıdır.
Tazminat Planı, kayıpların akıbetinin araştırılması, eski yönetimin 60 yıl boyunca çıkardığı çok sayıda keyfi yasa ve kararın iptali de programın önemli unsurlarından olmalıdır.
Bu aşamada, üzerinde çalışılması gereken ekonomik görevler ve zorluklar bulunmaktadır. Suriye Merkez Bankası, hızla temel ilkeleri içeren bir para politikası açıklamalıdır. Bu politika, Suriye lirasının ülkenin tüm bölgelerinde, özellikle de Türk lirasının kullanıldığı İdlib ve Suriye’nin Kuzey bölgelerinde geçerli olmasını sağlamalıdır.
Devlet bankaları yeniden faaliyete geçmeli ve döviz kuru ile para politikaları konusunda temel ilkeler ilan edilmelidir. Bu, Esad rejimi dönemindeki uygulamalardan farklı olarak serbest döviz kuru politikasına dayalı olmalı ve şeffaflık sağlamalıdır. Devlet memurlarının maaşlarının Suriye lirası ile ödenmesine başlanmalı, böylece ekonomik istikrar güçlendirilmelidir.
Ayrıca, SDG (Suriye Demokratik Güçleri) ile ulusal çerçevede Suriye’nin birliği ve egemenliğini garanti eden müzakereler yürütülmelidir. Kültürel çeşitliliği gözeten, ayrılıkçı eğilimleri önleyen ve yerel yönetim modeli üzerinde uzlaşmaya dayalı bir yerel yönetim modeli geliştirilmelidir.
Komşu ülkeler ve sığınmacı barındıran ülkelerle koordinasyon içinde, Suriyeli mültecilerin güvenli ve gönüllü geri dönüşünü sağlamak temel hedeflerden biri olmalıdır.
Yeni yönetim, ulusal ekonomiyi canlandırma programı hazırlamalı, son yıllarda ülkeden ayrılan Suriyeli yatırımcıları, sanayicileri ve tüccarları ülkeye geri dönmeye ve yeniden inşaya katkıda bulunmaya teşvik etmelidir.
Ayrıca, insani yardımların sürekliliği sağlanmalı, yeniden imar programı hazırlanmalı ve Suriyeli göçmenler ile diaspora topluluklarının ülkenin yeniden inşasında aktif rol alması için özel programlar geliştirilmelidir.
Suriye’deki değişimler yalnızca yerel düzeyde kalmayacak, aynı zamanda bölgesel dengeleri yeniden şekillendirecektir. Suriye’nin geleceği, büyük zorluklarla karşı karşıya olsa da bu engellerin aşılması siyasi irade ve stratejik planların varlığına bağlı olarak imkânsız değildir.
Uluslararası tanınırlık ve istikrar sağlama başarısı, yeni liderliğin ulusal çabaları birleştirme ve bölgesel ve uluslararası aktörlerle iş birliği yapabilme kapasitesine bağlıdır. Bu, geçiş sürecinin başarılı bir şekilde yürütülmesini ve Suriye halkının özgürlük, adalet ve kalkınma konusundaki beklentilerinin karşılanmasını garanti altına alabilir.
Gelişmenin Teminatı:
Halkın ve sivil toplumun etkinliği, siyasi partiler, sendikalar, dernekler, topluluklar ve demokratik kültürün ve bilincin yaygınlaşması, ileriye doğru gitmenin temel güvencesidir. İfade ve örgütlenme özgürlüğünün sağlanması, halkın vesayet altına alınmasının önlenmesinde ölçüt ve teminat olarak kabul edilmelidir.
Meşruiyetin kaynağı halkın iradesidir. Esad rejiminin baskıcı yönetimi sona erdi ve Suriyeliler, her türlü baskı biçiminin, her ne ad altında olursa olsun, geri dönmemek üzere tarihe karışmasını istemektedir.
Yeni yönetim, halkı temsil etmeli, hak ve özgürlükleri gözetmelidir. Kamusal özgürlükler ortamı ve sivil toplumun etkinliği, Suriye toplumunun maddi ve manevi üretkenliğini artırarak kalkınma ve ilerlemeyi mümkün kılacaktır.

